2 Temmuz 2014 Çarşamba

LAVTA ÇEŞİTLERİ VE TARİHÇESİ

Lavta mızrapla ya da parmaklarla çalınan telli bir çalgıdır. Yayla çalınanlara yaylı Lavta adı verilir. Armut biçiminde bir gövdesi, kısa ve geniş bir sapı vardır. Göğüs üzerindeki köprüden (eşik) başlayan teller, sapın ucunda arkaya yatık duran burguluk bölümüne bağlanır. Göğsün ortasında gül adı verilen vir ses deliği vardır. Tel sayısı ülkelere göre değişir. Klasik lavtanın beşi çift, en üstte tek olmak üzere altı teli vardır.Bir çifti oluşturan her tel aynı notaya akortludur.
                   Kökeni Arap uduna dayanan lavta, 13. yüzyılda Haçlılar aracılığıyla İspanya'ya girdi. 14. yüzyılda tüm Batı Avrupa'da yaygınlaştı. 16 ve 17. yüzyıllarda İngiltere'de yaygın olarak kullanıldı. İlk lavtalar dört telliydi ve mızrapla çalınıyordu. Daha sonraları teller çiftleşti ve parmakla çalınmaya başlandı. Lavtalar değişik boydadır. Yaygın olarak kullanılan tiz sesli lavta 60 cm uzunluğundadır. Daha küçük olanına mandora ya da mandola adı verilir. Bas sesli en büyükleri torbo ve kitaron ya da bas lavta'dır. Sapları ve burgulukları daha iridir. Kitaronun boyu yaklaşık 2 metredir. Yıllar boyu kullanılmayan bir çalgı olarak kalan lavta, 1970'lerde ve 1980'lerde eski müzik türleriyle ilgilenen sanatçıların katkısıyla yeniden önem kazandı

18 Şubat 2014 Salı

LEVREK BALIĞI VE ÇEŞİTLERİ

 Denizlerde ve tatlı sularda yaşayan değişik familyalardan birçok balığa levrek adı verilmiştir. Bu balıklar birbirlerine hemen hemen benzerler.Ama onları aynı ad altında birleştiren ortak özellik görünüş benzerliğinin ötesinde beyaz ve çok lezzetli olan etleridir.
                         Deniz levrekleri Moronidae familyasını oluşturan bir düzüne dolayında balık türüdür. Genellikle ılıman ve tropik bölge denizlerinin sığ kesimlerinde yaşayan bu balıklardan bazıları denizle bağlantılı acı ve tatlı sulara da girer. Gövdeleri mekik biçiminde ve yanlardan az basık, solungaç kapakları ikişer yassı dikenli, pulları oldukça iridir. Genellikle sırtları mavimsi, yanları beyaz, karınları daha parlak beyazdır. Birbirinden ayrı iki sırt yüzgecinin önde yer alanı tümüyle sert diken ışınlardan oluşur.Deniz levrekleri en lezzetli ve ticari yönden değerli yüksek balıklar arasında yer alır. Türkiye'yi çevreleyen denizlerde ve Atlas Okyanusu'nun doğu kıyılarında yaşayan düz ya da bayağı levreğin uzunluğu en çok 1 metre, ortalama 20-55 santimetredir. Ege Denizi ve Akdeniz'de yaşayan benekli levrek ise 70 cm. uzunluğu aşmaz. Bayağı levrekten sırt ve yanlarında bulunan siyah beneklerle ayırt edilir. Çizgili levrek Atlas Okyanusu'nun Kuzey Amerika kıyılarında yaşar. Ağırlığı 45 kilograma ulaşır.Bu tür Büyük Okyanus kıyılarına da götürülmüştür. Deniz levrekleri , tatlı su levrekleri gibi yırtıcı balıklardır. Küçük balıklar, kabuklular besin kaynaklarını oluşturur. Tatlı Su Levrekleri Percidae familyasından birçok balık türü tatlı su levreği adıyla tanınır. Bu balıkların da öndeki diken ışınlı olmak üzere, iki sırt yüzgeci vardır..Avrupa'nmın orta ve doğusu ile Asyanın batı kesimlerinde yaşar. Uzunluğu 1 metreyi aşabilir. Avrupanın hemen her yerine insan eliyle yayılmış olan bu tür Türkiye'de doğal olarak bulunduğu akarsu ve göllerin yanı sıra birçok göl ve gölete de götürülerek üretilen değerli bir tatlı su balığıdır.

17 Ocak 2014 Cuma

CEVİZ AĞACININ TARİHÇESİ VE FAYDALARI

  Ceviz denince, uzun sırıklarla silkelenip düşürülen meyvelerinin içini zevkle yediğimiz bir ağaç akla gelir. Bilimsel adı Juglans regia olan adi ceviz, anayurtları Kuzey ve Güney Amerika, Güney Avrupa, Asya ve Batı Hint adaları olan 20'ye yakın ceviz türünden yalnızca biri ve en tanınmışıdır. Ceviz ağaçları oldukça ılık iklimleri, besin maddelerince zengin toprakları sever. Güçlü kökleri çevreye uzanır ve toprağın derinliklerine kadar iner.Anayurdunun İran olduğu sanılan adi cevizin boyu çoğu zaman 30 metreye yaklaşır. Yanlara uzanan dalları ve geniş tepesi ile ceviz ağacının görkemli bir görünüşü vardır. Gençken ince, açık boz ve düzgün olan gövde kabuğu ağaç yaşlandıkça kalınlaşır ve üzeri derin çatlaklarla dolar. Cevizin kara renkli tomurcuklarının üzeri ince ve kısa tüylerle kaplıdır. Kışın dökülen yapraklar beş-dokuz oval yaprakçiktan oluşur. En uçtaki tek yaprak öbürlerinden daha büyüktür. Tırtıl ya da kedicik denen erkek çiçekler yeşil renkli, kalınca ve tırtıl görünümlü; dişi çiçekler ise ufak ve yuvarlaktır. Çiçekler sürgünlerin ucunda açar. Cevizin meyvesi botanikçilerin " eriksi meyve" adını verdiği türdendir. Meyvenin en dışında koyu yeşil renkte etli bir bölüm, onun içinde de iki parçalı sert bir kabukla kaplı, ceviz içi ya da ceviz çağlası olarak adlandırılan beyaz renkli, yağlı tohum bulunur. Dört parçadan oluşan ceviz içinin dışında  ince ve sağlam bir zar bulunur. Taze meyvede sarı olan bu zar, kurumuş cevizlerde kahverengiye döner. Ceviz içi taze ya da kuru olarak yendiği gibi kurutup öğütülerek çeşitli yiyeceklerde, cevizden çıkarılan yağ ise, özellikle Fransa'da salatalarda ve çeşitli yemeklerde kullanılır. 20 yaşına kadar tek tük ve ara sıra meyve veren ceviz ağacı bu yaştan sonra üretken olmaya başlar; toprak ve iklim koşulları uygun olursa 100 yaşına kadar meyve verebilir.
                             Dünya ceviz üretiminde California, Fransa, İtalya, Çin ve Türkiye ilk sıraları alır. Türkiye'dekış mevsiminin pek sert geçmediği her yörede ceviz yetiştirilir; hatta kendiliğinden yetişenlerde vardır. Ancak en yüksek nitelikli ve bol ceviz üreten iller Kastamonu ve Zonguldaktır. Türkiye'de sayıları üç milyonu aşan ceviz ağaçlarından yılda 140-160 bin ton dolayında ceviz elde edilmektedir. Ceviz ağacından meyvesi dışında başka amaçlarla da yararlanılır. Odunu sert, sık ve karmaşık damarlı, dayanıklı, kesiti güzel görünümlüdür. Cevizin kerestesinden yapılan mobilyalar çok iyi cila tuttuğu için kolay kolay bozulmaz ve zararlı böceklere karşı dayanıklıdır. Bu nedenle mobilya yapımında ve ince oymacılık işlerinde aranan bir kerestedir. Yaprakları, meyvesinin yeşil dış kabuğu, dal, gövde ve kök kabukları bol tanen içerdiğinden kabız yapıcı, iştah açıcı, kanama kesici etkisi vardır. Meyvesinin yeşil dış kabuğu halı, kilim ve dokuma için iplikleri kahverengiye boyamada kullanılır. Kan şekerini düşürdüğü için kuru ceviz yapraklarının şeker hastalığına iyi geldiği bilinmektedir. Amerika ve Japonya'da kara ceviz (Juglans nigra) ve boz ceviz (Junglans cinerea) gibi başka tür cevizler de yetiştirilir. Türkiye'de bulunmayan bu türlerden kara cevizin kerestesi çok değerlidir; yenmeyen meyvelerinin kabuğundan boyar madde elde edilir. Boz cevizin meyve kabukları boyamada, kök kabuklarından elde edilen bazı maddeler ise ilaç yapımında kullanılır.
                           Ceviz eskiçağlardan beri din, mitoloji ve boş inançlarda önemli bir yer tutmuştur. Bu ağacı Eski Yunanlılar Artemis'e, Eski Romalılar da Jüpiter'e adamıştı. Hz. Süleyman'ın ceviz ağaçları yetiştirdiği söylenir. Türkiye'nin bazı yörelerinde hala incir ağacı gibi ceviz ağacının da "tekin" olmadığına, bu ağacın altında uyumanın uğursuzluk getirdiğine inanılır. İtalya'nın kırsal yörelerinde ceviz ağacı "cadılar ağacı" olarak bilinir ve altında uyunmaz. Ceviz adı verilen öteki meyvelerden pekancevizi (Carya illionensis) cevizlerle aynı familyada yer alır. Hindistancevizi (Cocus nucifera) ise ceviz türlerinden bütünüyle ayrı bir familyadandır.
                                   

AĞAÇ AŞILAMASI NASIL YAPILIR









Aşılama; Armut ağacından alınan tomurcuklu bir dal ayva ağacının kabuğundan açılan bir yarığın içine özenle yerleştirilirse, meyve zamanı geldiğinde ağacın bütün öbür dalları ayva verirken bu aşılanan dal armut meyveleri verir. Aynı yöntemle bir badem ağacının hem şeftali, hem badem meyveleri vermesi sağlanabilir ya da yabani bir ahlat ağacından sulu ve kokulu armutlar elde edilebilir. Bahçecilikte çok uygulanan bu yönteme aşılama denir.
Aşılamanın iki temel yöntemi kalem ve göz aşısıdır. Her iki yöntemde de, anaç denen bir bitkinin gövdesine başka bir bitkiden alınan parçalar aşılanır. Bu parça ya tomurcuklu bir sürgün, yani bir yaşında bir dal parçasıdır. (kalem) ya da genç bir dal üzerindeki tomurcuklardır. (göz) Kalem ve göz aşısının uygulamadaki bazı özellikleriyle birbirinden ayrılan yazma aşı, bindirme aşı, köprü aşı, çoban aşısı, yanaştırma ya da emzirme aşı gibi değişik çeşitleri vardır. Aşılamanın en büyük yararı, aşılanmış bir anaçtan, kalem ya da gözün alındığı ağacın meyveleriyle aynı nitelikte ürün alınabileceğini uygulamalı olarak görme olanağı sağlamasıdır. Ağaç ve ağaççıklar tohumdan da çoğaltılabilir; ama bu tohumlardan gelişen bitkinin bütün koşullarda aynı sonucu vereceği söylenemez. Oysa bir ağaçtan alınan kalem ya da göz aşılandığında, bu ağaç hangi nitelikte meyve veriyorsa anacın da aynı nitelikte meyve vereceği kesindir. Aşılamanın ikinci bir yararı da, hastalıklara çok dirençli olmayan anaçlara sağlam ve dayanıklı bitkilerin aşılanmasıyla anaca bu özelliklerin kazandırılabilmesidir. Bazen elma,armut ve başka meyve ağaçlarının bodur türlerini elde etmek için de aşılamadan yararlanılır. Ayrıca süs bitkisi olan çiçekli çalılarda, örneğin güllerde aşılamayla çok çarpıcı sonuçlar alınmaktadır.
Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın aşılamada mutlaka gözetilmesi gereken iki temel kural vardır. Bunlardan birincisi, genel olarak yalnızca birbiriyle akraba olan bitkiler aşı tutar. Örneğin elma kalemleri armut ve ayva anaçları üzerine aşılanabilir; ama karaağaç üzerine elma ya da meşe üzerine kayısı aşılandığında sonuç alınamaz. İkinci kural, kalem ya da gözün büyütkendokusu ile (ağaca özsu taşıyan kabuk altındaki katman) anacın büyütkendokusunun tam üst üste getirilmesidir; yoksa aşılanan dal gelişip büyüyemez.

5 Aralık 2013 Perşembe

ÇİN SEDDİ VE TARİHÇESİ

 Sarı Deniz kıyısındaki Şanhaikuan'dan Kansu eyaletine kadar, doğu-batı doğrultusunda 1.900 km boyunca uzanan dünyanın en uzun duvarıdır. Dönemeçleriyle birlikte 2.400 kilometreyi bulur. İÖ 3. yüzyılda Çin'i tek bir imparatorluk altında birleştiren İmparator Shi Huang Di döneminde yapımına başlandı. Ülkeyi Hunlar'ın saldırılarına karşı korumak amacıyla yapıldı. Dağ etekleri boyunca uzanan engebeli bir alan üzerinde yer alan duvar, dar boğazlar oluşturan vadilerin tümüne egemen bir konumdadır. Bu durum, yapıldığı dönemde sık sık karşılaşılan düşman saldırılarına karşı savunma üstünlüğü sağlamıştır. Özellikle 14. yüzyılda duvarın bazı bölümlerine eklemeler yapılmış bazı bölümleri onarılmış ya da ikinci bir duvarla güçlendirilmiştir. 1933-37 arasındaki Japon saldırısı sırasında duvarın Sarı Deniz tarafındaki doğu ucu yıkıldı.Çin Seddi İÖ 214'te var olan birçok savunma duvarının gözetleme kuleleriyle birleştirilmesiyle oluştu. Bu kuleler hem surları koruyor, hem de ateşle işaret vererek haberleşmeye yarıyordu. Kuşbakışı görünümü, toprağın üzerinde kıvrılarak yol alan upuzun bir yılanı andırır. Duvar yüksekliği 4 ile 9 metre arasında değişir. Yaklaşık birkaç yüz metre arayla uzanan, 12 metre yükseklikteki kulelerde eskiden uyarı için ateşler yakılırdı. Bir bölümü taş, bir bölümü toprak ve tuğladan oluşan duvarın iç tarafında uzanan yaklaşık 3,5 metre genişliğindeki yol gözetleme ve işaret verme amacıyla yapılmıştır.

22 Kasım 2013 Cuma

MHP KEÇİÖREN-ANKARA MEHMET ALİ TANRIVERDİ

 Ankara Keçiören MHP Belediye Başkan adayı  Mehmet Ali TANRIVERDİ Ankara / Bala 1955 doğumlu, İş adamı olup, MHP MKYK üyesidir. Ankara Büyükşehir B elediye Meclis üyeliği ve Ankaralılar Derneği Başkanlığı yapmıştır.
               Belediye Başkanlık adaylığının Keçiörenimize hayırlı olacaktır. İlçemizin içinden çıkan Mehmet Ali Tanrıverdi Keçiören için hiçbir fedakarlıktan kaçmayacağı ve gönülden çalışacağı ilçe halkına, gençlerimize
bu güzide güzel ilçemizde sosyal faaliyetler içinde huzurlu ve sağlıklı günler vaadediyor. İlçemiz için nelerin
yapılması gerektiğini çok iyi analiz etmiştir. Bunları gerçekleştireceğine yürekten inanıyoruz. Bunun için tüm ilçe halkımızla beraber Mehmet Ali Tanrıverdi'ye destek olarak Keçiören ilçemiz için gönülden yardımcı olmalıyız. Belediye başkanlığı sürecinde şeffaf bir belediyecilik yapacağını ve herkesi gönülden ve kalpten kucaklıyacak olmasından kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Ülkemizin dört bir yanından gelen ve ilçemizde yaşayan Keçiörenlilerin yanında olacağı ve birlikte huzur ve güven içinde Keçiörenimize birlik ve beraberlik
içinde yaşamaya devam edeceğiz. Mehmet Ali Tanrıverdi alacağı görevin bilincini çok iyi bilmektedir.
               Halk için Hakça çalışacak ve başaracaktır. Allah yardımcısı olsun.

20 Kasım 2013 Çarşamba

KELENDERİS NERESİ

 KELENDERİS DOĞA ÜSTÜ BİR YER (AYDINCIK)

KEKİK NEDİR FAYDALARI NELERDİR








Küçük yapraklı, çiçekleri beyaz, pembe, kırmızı renkte olan, hoş kokulu, biraz yakıcı ve ıtır tadında bir bitkidir. Bu bitkiden çıkarılan kekik yağı, baharatçılarda bulunur. Kekiğin Kullanılışı: Diş ağrılarında: Kekik yağından ağrıyan dişe koymalı. Kulunç ağrılarında: Yağından ağrıyan yerlere sürüp ovalamak. Sancılarda: Bitkisini kaynatıp suyundan içmek. Kaynamış suya birkaç damla yağından ilâvesi ile ıhlamur gibi içilmesi de tavsiye edilir. Soğuk algınlığında: Kekik yağından birkaç damlayı bir kesme şekere damlatıp yemek. Kekik vücuttan solunum yoluyla atılır. Solunum yoluyla atılırken solunum yolundaki zararlı bakterileri öldürücü (antiseptik) bir etkisi vardır. Bu anlamda solunum yolu rahatsızlıklarının bitkisel tedavisinde kekikten faydalanılabilir. Akne tedavisinde temizleyici ve iyileştirici etkileri görülür. Gırtlak ve bademcik iltihaplarında iyileştirici özelliği vardır. Dezenfekte edici ve balgam söktürücü olarak kullanılır. Öksürük ve üst solunum yolları iltihabında çay ve gargara biçiminde kullanılmalıdır. Akciğer ve bronşlar, mide ve bağırsaklar kekiğin başlıca kullanım alanlarıdır. Boğmaca, öksürük, astım, sinir sistemi zafiyeti, romatizma ve birçok hastalıklara karşı çay içiminin yanı sıra kekik banyoları da çok yararlıdır. Mikrop kırıcı (antiseptik) bir bitkidir. İltihaplı yaraları temizlerken ve bu yaraları iyileştirmek için kullanılabilir. Doku ve damar büzücü etkisi vardır. Çocuklarda ishal ve yatak ıslatma sorunlarını gidermede yardımcıdır. Kekik çayı içerek ve kekikle karıştırılmış bal yiyerek vücut direncini güçlendirebilir ve organizmayı dengeye kavuşturabiliriz. Alerjik kaşıntılara iyi gelir. Adet sancılarında, cilt bakımında, nezle ve soğuk algınlığı için, kan şekeri ve tansiyon sorunlarında, böbrek taşı düşürmek için, idrar yolu enfeksiyonlarında, diş eti ve ağız sağlığı sorunlarına karşı kısa sürede kesin sonuçlar vermektedir. Sabah kalkınca çay veya kahve yerine içeceğimiz bir bardak kekik çayı, zekayı kuvvetlendirir, mideyi rahatlatır. Bunun yanında sabahları görülen kuru öksürüğe iyi gelir ve vücuda genel bir rahatlık hissettirir. Sigarada bulunan zehirli maddelerin ve ciğerlere biriken katranın parçalanarak atılmasında son derece etkilidir. Antibiyotik etkilerinden maksimum faydalanmak için sabah ve akşam düzenli şekilde 5-7 gün süre ile tüketilmesi tavsiye edilir. Aramalar: kekiğin yararları nelerdir, kekik suyunun faydaları, kekik çayı nelere iyi gelir

4 Kasım 2013 Pazartesi

ATATÜRK'ÜN VECİZELERİ




                                  A T A M

   " SENİ UNUTMAYACAĞIZ İZİNDEYİZ, RAHAT UYU "

***  Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı      
        anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.
***  Cumhuriyeti ve onun gereklerini yüksek sesle anlatınız. Bunu yüreklere yerleştirmek için elverişli olan
        hiçbir durumu kaçırmayınız.
***  Bu memleket tarihte Türk'tü, halde Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.
***  Ben, Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi
        ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.
***  Cumhuriyet ahlak üstünlüğüne dayanan bir ülküdür, cumhuriyet erdemdir.
***  Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin         esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar.
***  Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve
        vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.
***  Bizce Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem
        mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir. Memleket dayanışma isteyen bir
        birliğe muhtaçtır. Alelade politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
***  Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların
        yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
***  Türk milleti kahramanlıkta olduğu kadar, istidat ve liyakatte de bütün milletlerden üstündür. Bu eser
        Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık fikrinin ölmez abidesidir. Bu eseri meydana getiren bir
        milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan daima mesut ve bahtiyarım.
***  Hiçbir sözümde milletime karşı geri alma durumunda kalmadım. Onları söylerken bir hayal peşinde
        koşan gibi, hayal şakıyan bir şair gibi değil, onları söyleyişim bu milletteki kabiliyet unsurlarını
        bilmemdendi.
***  Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O, esaret ve uşaklığı kabul etmez.
***  Türk köylüsünü 'efendi' yerine getirmedikçe memleket ve millet yükselemez. İnsaf ve merhamet
        dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez; millet ve devlet şeref bağımsızlığı temin edilemez.
***  Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır.
***  Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegane millet Türklerdir.
*** Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır.  
         

31 Ekim 2013 Perşembe

ATATÜRK'ÜN CUMHURİYETE DAİR ÖZLÜ SÖZLERİ

Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Tarihinden Özel Görüntüler                                 
" Benim Naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidâr kalacaktır."

" Ey yükselen yeni nesil İstikbal sizsiniz.Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz."

" Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.Cumhuriyetimizin dayanağı, Türk topluluğudur"

" Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve Meşru olmak şartıyla, her fikre hürmet ederiz. Her kanaat
   bizce muhteremdir."

" Türk milletinin karakterine ve âdetlerine en uygun olan idare CUMHURİYET idaresidir."

" Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir."

" Cumhuriyet, yüksek ahlâki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir."

"Cumhuriyet; fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek muhafızlar ister."



ÇATALHÖYÜK NERESİDİR TARİHİ ÖNEMİ

  Konya ilinin 52 km güneydoğusunda bulunan Çatalhöyük yalnız Anadolu'nun değil Batı Asya'nın da Cilalı Taş Devri'ndeki (Neolitik Çağ) en büyük yerleşme yeridir. Çarşamba    Nehrinin kollarının suladığı verimli bir ovada yer lan Çatalhöyük'ün ilginç mimarisi, kazılarda elde edilen küçük buluntular ve duvar resimleri yardımıyla Cilalı Taş Devri'nin yaşam ve inanış biçimleri konusunda önemli bilgiler elde edilmiştir.
              İngiliz James Mellaart tarafından bulunup araştırılan Doğu Çatalhöyük'te yapılan kazılarda 14 yapı katı saptanmıştır. İÖ 6800-5700 yıllarına tarihlenen Cilalı Taş Devri Çatalhöyük kültürü Konya Ovası'na egemen olmuştur. İÖ 5700'den sonra Çatalhöyük terk edilmiş ve burada bir başka yerleşme kurulmamıştır. Bakır Çağı'nda (Kalkolitik Çağ) Çatalhöyük'ün batısında kurulan yerleşme yerine Batı Çatalhöyük adı verilir.
             Çatalhöyük halkının geçimi tarım ve hayvancılığa dayanmaktaydı. Ayrıca kara avciliği, çevredeki göl ve ırmaklarda balıkçılık yaygındı. Sulu tarımın yapıldığı Çatalhöyük'te ekmeklik buğday, baklagiller, burçak yetiştirilmekteydi. Ardıç, şamfıstığı gibi bitkilerden yağ elde ediliyordu. Çatalhöyüklüler evcilleştirdikleri koyun, keçi ve sığırdan et gereksinimlerinin büyük bölümünü elde etmekteydiler. Av hayvanları arasında ise eşek, geyik, alageyik, karaca, yabandomuzu, ayı, tavşan, tilki gibi hayvanlar ağırlıktaydı. Aytıca süt, tereyağı ve peynir yapmasını biliyor, sebze yetiştiriyorlardı. Çatalhöyük'te yaşayan halk bira ve şarap da yapabilmekteydi.
             Çatalhöyüklüler'in ticaret yaşamları da oldukça gelişkindi. Yakınlarındaki dağlardan bir tür parlak, siyah taş olan obsidyen madeni çıkarırlar, bunun karşılığında deniz kabukları ve çakmaktaşları alırlardı. Ayrıca Tuz Gölü'nün batısındaki Ilıcapınar tuz yataklarından elde edilen tuz da önemli bir gelir kaynağıydı. Madencilik, dokumacılık, ahşap oymacılığı, süs eşyası yapımı giibi el zanaatlarını iyi bilen Çatalhöyük halkı, uygarlık tarihinin bilinen en eski dokumacılarıydı.
              Çatalhöyük'te nüfusun 15 bin kişiye kadar çıktığı sanılmaktadır. Ama, ortalama 5.000-6.000 kişiden oluşan nüfus 1.000 kadar evde barınmaktaydı. Kerpiçten yapılan bu evler birbirine bitişikti. Tek katlı ve farklı yükseklikte olan evlerde kapı yoktu. İçeri girmek için düz olan damlarına açılmış bir delikten yararlanılırdı. Birbirinden avlularla ayrılan evler bir mahalle oluştururdu; evlerin aralarında sokak olmadığı için birbirlerine geçiş damlardan olurdu. Çatalhöyük'ün bu yerleşme düzeni dışa kapalı bir yaşamı gösterir. Dış tehlikelere karşı böylece önlem alan halk sur ya da koruma duvarı yapmamıştır.
             Dikdörtgen biçiminde olan evler bir ana oda ile bir ya da iki küçük odadan oluşurdu. Duvarlardaki deliklerden geçilen küçük odalar kiler ya da depo olarak kullanılırdı. Evlerde damlardaki deliğin altına denk gelen yerde bir ocak ve yanında duvara bitişik bir fırın bulunurdu. Kimi evlerde biri yemek, öteki çanak çömlek yapımında kullanılan iki fırın olurdu. Odalarda oturmak için sekiler yapılmıştı. Bu sekilerin altı mezar olarak kullanılırdı. Eğer gömülen erkekse yanına çeşitli silahlar, kadınsa takı ve süs eşyaları konurdu.
             Çatalhöyüklüler için güzel sanatlar, resim, heykel önemli bir uğraş alanıydı. Kimi yapılarda çok güzel renklerle çizilmiş resimler, kabartma bezemeler, pişmiş toprak ve taştan yapılan heykelcikler bulundu. Tapınak olduğu varsayılan bu evlerdeki resimlerin konuları da oldukça ilginçti. Avlanma sahneleri, ölü gömme törenleri, patlayan bir yanardağ, böcek, çiçek, dans eden ya da akrobatik hareketler yapan insanlar ve bolca av hayvanı resimleri çizilmişti. Duvarlarda ise çocuk doğuran tanrıça, boğa, öküz ve koç başı kabartmalarına rastlanmıştır. Küçük heykelciklerde de en çok genç kadın, doğuran ana ve yaşlı kadın heykelleri bulunmaktadır. Resim, kabartma ve heykellerden Çatalhöyük halkının yaşamında kadının çok önemli bir konumu olduğu anlaşılmaktadır.

30 Ekim 2013 Çarşamba

ŞALGAMIN FAYDALARI

 Anayurdunun Kuzey Asya ile Kuzey Avrupa olduğu sanılan Şalgam, ikiyıllık bir otsu bitkidir. Şalgam özellikle Adana ve Tarsus yöresinde yetişen son derece yararlı bir bitki olup, Şalgamın salata ve yemeği de yapıldığı gibi, Suyu da acılı ve acısız olarak fazlaca tüketilmektedir. Özellikle kış aylarında yemeklerin yanında harika bir içecektir. Şalgamın vücudumuza birçok faydaları ise;
 
     - Sindirimi kolaylaştırır,
     - İdrar söktürücüdür,
     - Kabızlığı giderir,
     - Sivilce, Egzama, Dolama, Çıban gibi şikayetlerde faydalıdır,
     - Yüksek tansiyonu düşürür,
     - Böbrek taşlarını ve kumunu düşürmeye yardımcı olur,
     - Boğaz iltihaplarını giderir,
     - Akciğer ve Bronşları temizler,
     - Göğsü yumuşatır,
     - Romatizma ve nikriste faydalıdır,
     - Eklem ağrılarını azaltır,
     - Vücuda dinçlik verir,
     - Soğuk algınlığına iyi gelir,
     - Kansızlığı önler.

27 Ekim 2013 Pazar

CENGİZ AYTMATOV KİMDİR, HAYATI

 Cengiz Aytmatov Kırgız edebiyatının en tanınmış, belki de en çok sevilen yazarlarından biridir. Aytmatov denince birçok insanın aklına Cemile, öğretmen Duyşen gibi roman kahramanları gelir. Oysa roman ve öykülerinin kahramanları yalnızca insanlar değildir. Bir bakarsınız bir dağ, bir ova, bir akarsu ya da bir at yapıtın kahramanıdır.
                                           Rusya cumhuriyetlerinden biri olan Kırgızistan'daki Şeker Kirovski köyünde doğan Aytmatov köy ve bölge okullarında öğrenim gördü. II. Dünya Savaşı başladığında köyünün eli silah tutan erkekleri savaşa gittiği için küçük yaşta ağır görevler üstlenmek zorunda kaldı. Bu dönemde zengin gözlemleri, izlenimleri oldu. Sonradan yapıtlarında bu gözlem ve izlenimlerinden yararlanmıştır.
                                         İlk öykülerini Kırgızistan Tarım Enstitüsü'nde okuduğu yıllarda yazıp yayımlamaya başladı. Bu okulu 1953'te bitirince zooteknik uzmanı olarak bir süre çalıştı, ama yazar olmak istiyordu. Bu amaçla Moskova'daki Gorki Enstitüsü'ne devam ederek burada yazarlığın teknik inceliklerini öğrendi. 1957'de de Sovyet Yazarlar Birliği'nin genel sekreterliğine ve Kırgızistan Film Yapımcıları Birliği başkanlığına getirildi. Yapıtlarını Kırgızca ve Rusça yazan Aytmatov konularını genellikle yakın çevresinden seçer. Kırgız halkının II. Dünya Savaşı yıllarında yaşadığı acılı ve kederli olayları, sıradan kişileri, memurları, yaşlı köylüleri hep duyarlı, sevecen, içten, sevgi dolu bir yaklaşımla anlattı.
                                       1958'de ilk uzun öyküsü Cemile yayımlandıktan kısa bir süre sonra Aytmatov, yapıtının yabancı dillere çevrilmesiyle dünyaca tanınan bir yazar olmuştu. Cemile'de anlatılanlar SSCB'nin güçlüklerle dolu kuruluş günlerinde geçer. Öykünün kahramanı Cemile, kendi kaderini kendi çizmek isteyen, gelenekleri kırmaya çalışan genç bir kadındır. Çevresinin baskılarına karşı özgürlüğünü savunur. Bu yapıtta Cemile ile sevgilisi Daniyar'ın arasındaki aşk dokunaklı bir dille, büyük bir sevgi ve saygıyla anlatılır.
                                     Dilimize Öğretmen Duyşen adıyla da çevrilmiş olan ilk Öğretmenim (1961)  Aytmatov ülkemizde tanınıp sevilmesini sağlamıştır. Yazar bu uzun öyküsünde bir köy öğretmeninin ilk öğretmenlik yıllarını anlatır. 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü alan Aytmatov'un toplumsal sorunları ele aldığı yapıtlarının başında Hasat Yolu (1963) ve Kopar Zincirlerini Gülsarı (1966) gelir. İlk yapıtta II. Dünya Savaşı sırasında halkın yaşam kavgasını, zorluklara karşı direnme gücünü destansı bir dille işler. İkinci yapıtta da at çobanı yaşlı Tanabay ile atı Gülsarı arasındaki derin bağlılığı dile getirirken, halkın insanca yaşama özlemi ile kötü yöneticilerin tutumları arasındaki çelişkiyi sergiler. Aytmatov, çağdaş sorunların anlatımında, Kırgız destanlarının dilinden başarıyla yararlanır.
                                   Aytmatov'un başyapıtı olarak değerlendirilen Beyaz Gemi /1970) ise, uzaklardaki babasını getirecek beyaz bir gemiyi bekleyen çocuğun öyküsüdür. Günlerini tek arkadaşı olan dedesinin masallarını dinlemekle geçiren çocuk, öykünün sonunda beyaz gemiye ulaşmak için ırmağa girer ve balık olur.
                                  Yapıtlarının çoğu Türkçe'ye çevrilmiş olan Aytmatov'un bir öyküsünü " Selvi Boylum Al Yazmalım" adıyla yönetmen Atıf Yılmaz sinemaya uyarlamıştır.

23 Ekim 2013 Çarşamba

ÇİLEK MEYVESİ VE ÖZELLİĞİ ÇEŞİTLERİ





  Çilek kendine özgü hoş kokusu ve tadıyla en sevilen meyvelerden biridir. Oysa çileğin kırmızı renkli, etli ve sulu bölümü çiçekteki dişiorganın yumurtalığından gelişmediği için botanik açısından gerçek bir meyve sayılmaz. Bu yuvarlakça kırmızı bölüm çiçek sapının ucundaki çiçektablasının genişleyip etlenmesiyle oluşan bir “yalancı meyve”dir. Gerçek meyveler ise bu yalancı meyvenin yüzeyindeki küçük, esmer sarı renkli çekirdekciklerdir. Fazla boylanmadan bu otsu bitkinin üç parçalı yaprakları ve beyaz çiçekleri vardır. Türlerden çoğunun gövde saplarından yere yatay olarak uzanan sürgünler çıkar; bunlar toprağa değdikleri yerde köklenir ve yeni yavru bitkiler oluşturur. Daha sonra, anaç bitkiyle bağlantıyı sağlayan bu sürgün kolu kuruyup çürür ve köklenen her sürgün bağımsız bir bitkiye dönüşür. Bitkinin bu yayılma özelliği çilek tarımında verimi artıran etkenlerden biridir. Çilek bahçelerine dikilen bir tek anaç bitki çevreye uzattığı sürgünlerle 150 kadar yeni bitki üretebilir. Ama yabani çileklerde anaçtan gelişen yeni bitkilerin sayısı genellikle beş-altıyı geçmez. Çünkü insan eliyle yetiştirilen çileklere hem yayılacak kadar geniş bir alan verilir, hem de toprak özel gübre ve minarallerle zenginleştirilir. Oysa yabani çilekler doğada var olan besini ve yeri paylaşmak için birbirleriyle savaşmak zorundadır. Sürgünlerinden çoğaltılan çilek bitkisi serin ve nemli iklimleri, humusca (çürümüş bitki artıklarınca) zengin, iyi akaçlanmış toprakları sever. Süürgünler genellikle 1 metre aralıklı sıralar halinde dikilir. Bitki çiçek açtıktan sonra, yağmur yağdığı zaman meyvelere çamur sıçramaması için yaprakların ve çiçek kümelerinin altına saman serilir.
Gülgiller familyasının Fragaria cinsini oluşturan çileklerin en yaygın türlerinden biri Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da bulunan orman çileği ya da dağ çileğidir. (Fragaria vesca) Doğada kendiliğinden yetişen bu tür ilk kez 14. yüzyılda Paris’teki  Louvre bahçelerinde tarıma alınmış, sonradan pek çok çeşidi geliştirilmiştir. Meyveleri küçük ve çok kokulu olan bu türden daha çok reçel yapılır. Tarımına daha sonraki çağlarda başlanan frenk çileğinin (Fragaria moschata) meyveleri orman çileğinden daha iri ve daha tatlıdır. Günümüzde taze olarak en çok tüketilen koyu kırmızı renkli ve çok iri meyveli çilek çeşidi ise anayurdu Amerika olan iki yaban çileğinin (Fragaria virginiana ile Fragaria chiloensis) melezidir.

16 Ekim 2013 Çarşamba

PİREOTU NEDİR NERELERDE YETİŞİR




PİRE OTU
Orjinal Adı :Tanacetum cocineum
Diğer Adları: Oltuotu, Pirekapan
Bilgi: Bileşikgiller familyasındandır. Anayurdu Kafkasya olup ülkemizde Erzurum yaylalarında yetişmektedir. 25-30 cm. boylanabilen çokyıllık otsu bitkidir. Ortada sarı tüpsü ve yanda soluk ya da koyu pembe dilsi çiçekleri papatyanınkine benzer. Bu çiçeklerin bileşiminde %5 oranında uçucu yağ ile sabit yağ, reçine ve piretrin adlı madde bulunur. Piretrin; pire, kene vb. kan emici hayvanlar için çok zehirli; insan, kedi, köpek vb. için az zehirlidir. Piretrin kan emici hayvanlara değince öldürücü etkisini gösterir. Bu nedenle pireotunun çiçekleri toplanır ve kurutulur.
Tıbbi Etkileri ve Kullanımı El değirmenlerinde öğütülüp toz haline getirilir. Eskiden Erzurum Oltu ilçesinde piyasaya çıkarıldığı için Oltuotu adıyla tanınmıştır. Bu ilaç özellikle pirelere ve öteki böceklere (sözgelişi hamamböceği, tahtakurusu, kene, karınca ve örümceklere) karşı evlerde gerekli yerlere serpilerek kullanılır

KEKİK VE KEKİĞİN FAYDALARI





 Küçük yapraklı, çiçekleri beyaz, pembe, kırmızı renkte olan, hoş kokulu, biraz yakıcı ve ıtır tadında bir bitkidir. Bu bitkiden çıkarılan kekik yağı, baharatçılarda bulunur. Kekiğin Kullanılışı: Diş ağrılarında: Kekik yağından ağrıyan dişe koymalı. Kulunç ağrılarında: Yağından ağrıyan yerlere sürüp ovalamak. Sancılarda: Bitkisini kaynatıp suyundan içmek. Kaynamış suya birkaç damla yağından ilâvesi ile ıhlamur gibi içilmesi de tavsiye edilir. Soğuk algınlığında: Kekik yağından birkaç damlayı bir kesme şekere damlatıp yemek. Kekik vücuttan solunum yoluyla atılır. Solunum yoluyla atılırken solunum yolundaki zararlı bakterileri öldürücü (antiseptik) bir etkisi vardır. Bu anlamda solunum yolu rahatsızlıklarının bitkisel tedavisinde kekikten faydalanılabilir. Akne tedavisinde temizleyici ve iyileştirici etkileri görülür. Gırtlak ve bademcik iltihaplarında iyileştirici özelliği vardır. Dezenfekte edici ve balgam söktürücü olarak kullanılır. Öksürük ve üst solunum yolları iltihabında çay ve gargara biçiminde kullanılmalıdır. Akciğer ve bronşlar, mide ve bağırsaklar kekiğin başlıca kullanım alanlarıdır. Boğmaca, öksürük, astım, sinir sistemi zafiyeti, romatizma ve birçok hastalıklara karşı çay içiminin yanı sıra kekik banyoları da çok yararlıdır. Mikrop kırıcı (antiseptik) bir bitkidir. İltihaplı yaraları temizlerken ve bu yaraları iyileştirmek için kullanılabilir. Doku ve damar büzücü etkisi vardır. Çocuklarda ishal ve yatak ıslatma sorunlarını gidermede yardımcıdır. Kekik çayı içerek ve kekikle karıştırılmış bal yiyerek vücut direncini güçlendirebilir ve organizmayı dengeye kavuşturabiliriz. Alerjik kaşıntılara iyi gelir. Adet sancılarında, cilt bakımında, nezle ve soğuk algınlığı için, kan şekeri ve tansiyon sorunlarında, böbrek taşı düşürmek için, idrar yolu enfeksiyonlarında, diş eti ve ağız sağlığı sorunlarına karşı kısa sürede kesin sonuçlar vermektedir. Sabah kalkınca çay veya kahve yerine içeceğimiz bir bardak kekik çayı, zekayı kuvvetlendirir, mideyi rahatlatır. Bunun yanında sabahları görülen kuru öksürüğe iyi gelir ve vücuda genel bir rahatlık hissettirir. Sigarada bulunan zehirli maddelerin ve ciğerlere biriken katranın parçalanarak atılmasında son derece etkilidir. Antibiyotik etkilerinden maksimum faydalanmak için sabah ve akşam düzenli şekilde 5-7 gün süre ile tüketilmesi tavsiye edilir. Aramalar: kekiğin yararları nelerdir, kekik suyunun faydaları, kekik çayı nelere iyi gelir