4 Ağustos 2013 Pazar

JAİNA DİNİ NEDİR. RAHİPLİK ŞEKLİ NELERDİR ?


Budanın çağdaşı ve buda gibi bir prens olan Jaina'nın bir adı da büyük kahraman anlamına gelen Mahaviradır. Babası bir soylu olan Jaina, babasının ölümünden sonra karısını ve çocuğunu terk ederek, rahip giysileri giymiş, saçından beş perçem koparmış, bir sene sonra ise giydiği giysileride çıkartarak, çırıl çıplak dolaşmaya başlamıştır.. Nehir kenarında bir sala ağacı altında derin düşüncelere  dalan jaina, tam on iki sene tefekkürde kalmış. Sonunda olgunluğa erişmiş kişi ünvanına yükselmiştir. Tam otuz sene verdiği vaazlarla öğretisini yaymış, rahiplikle halkı birleştiren büyük bir cemaat kurmuştur. Ölümü bazı kaynaklara göre M.Ö. 527  son araştırmalara göre ise M.Ö. 447 veya 467'dir. Jaina öğretisinin hedefi, hinduların bütün dinsel sistemlerinde olduğu gibi, ruhun doğum ve ölüm çarkının sonsuz dönüşünden ve tekrarından kurtarmaktır. Bunun için şunların yapılmasını önerir ; Öldürmemek, çalmamak, yalan söylememek,iffetsiz yaşamamak, hırsla fazla mal sahibi olmamaya dikkat etmek. Bunları yapabilmek için sıkı bir disiplin güçlüklere sabır, benliğin öldürülmesi eğitim ve derin düşüncedir. Jainist rahipleri önceleri geziciydiler. Sonraları manastırlarda yaşamaya başladılar. Vakitlerini günde bir defa dilendikten sonra kutsal yazıları okumak, ruh ve bedenlerini terbiye ile geçirirler. Beyaz örtüler içerisinde, ikişer üçer kişilik gruplar halinde dolaşırlar. Erkek ve kadın rahipler, altı veya yirmi dört ay süren tecrübe devresinden sonra tarikata kabul edilirler. Başlarından koparılan beş perçem saç hariç, saçları tamamen usturayla kazınır, yerine kül serpilir, Jain rahipleri yürürken ellerindeki süpürge ile önlerini süpürürler. Çünkü herhangi bir canlıyı öldürmek bu dinin en büyük yasağıdır. Yerleri süpürerek küçük canlıların ezilmesini önlerler. Ağızlarındaki örtü bezleri, küçük böcekleri yutarak büyük günah işlemelerini önler. Dünyadaki bütün malları, dilenmek ve su içmek için kullandıkları çanakla, suyu süzmeye veya içerken kazara boğaza kaçabilecek böceklere mani olmaya yarayan tülbenttir. Jaina cemaatinin ruhani yönetimi, bu 
rahiplerin ellerindedir. Hergün belirli ibadetleri yerine getirir, ibadet sırasında ilahiler söyler, tefekkür ve tövbede bulunurlar. Canlıları öldürmek büyük yasak olduğu için jainistler hayvani gıda yemezler, nebati gıdalarla beslenirler. Sarhoş edici içkilerde bunlar için yasaktır. Çünkü sarhoşluk veren şeylerde cadılar vardır. Rahiplerin ahlak görevleri şu on kuralda toplanır. Hoşgörü, fakirlik , adaletli olmak, ahlak temizliği, doğruluk, cömertlik, disiplin, çile çekme, perhiz ve temizlik, Jainizm dinindeki rahip ve rahibeler hayatları kolay bir hayat değildir. Özellikle perhiz çok önemlidir. Bir jainistin intihar etmesi yasaktır. Ama açlıktan ölebilir. Bu yüzden Hindistan'da yüzlerce insan bu şekilde ölmektedir ve bu kutsal bir ölümdür.

TAOİZM NEYE DENİR

Taoizm konfiçyusun çağdaşı Lao-Tseu tarafından kurulmuştur. Lao-Tseu M.Ö. 604 yılında bir köyde dünyaya geldi. Çu sülalesinden bir prensin tarihçisi ve arşivcisi oldu. Saray hayatından ve denlet işlerinden bıkarak, Han Kvan bölgesindeki bir dağın yamacındaki kulübeye çekildi, orada senelerce yaşayarak küçük bir kitap yazdı. Seksen yaşının üzerindeyken kulübesini terk ederek batıya doğru yola çıkan Lao-Tseu'yu bir daha kimse görmedi. Geriye bıraktığı kitap dünyanın en zor anlaşılan kitaplarından biridir.Bu kitap ile Lao-Tseu, insanlara dünya işlerinden kaçmayı, kişisel özgürlük ve kuvvet aramayı öneriyordu. Lao- Tseu Konfiçyusun en büyük rakibiydi.
* Lao-Tseu'nun öğretisi, Bizler yürümek, nefes almak, bakmak,yemek gibi bir sürü şeyi düşünmeden yaparız. Demek ki herhangi bir şey hakkında düşünmek zorunda kalmamızın sebebi o şeyi bilmememizdir. Taoizmin önemli prensiplerinden biri de Vu-Vei'dir. Bu prensibe göre insanlar hareket etmeseler de, hareket halindedirler; buna kısaca pasif kalarak aktif sanatı da denilebilir. Taoizme göre insanlar, olmayan bir dünya için kendilerini zorlarlar.Gerçeği kendi dışında aramak gereksizdir; insan gerçeği ancak kendi içinde bulabilir. Zıtlık prensibi içinde , büyük yoksa, küçük te yoktur. Kuvvetli olmadan zayıf olmaz, iniş olmadan çıkış, çıkış olmadan iniş olmaz. Dolmak için boşalmak gerekir. Duvarlar kapılar evi meydana getirir. Ama, bunlar olmasa da boşluk evin kendisidir. Taoizmde devlete olumlu vazifeler düşmez, savaş eleştirilir, maddi ilerleme küçümsenir, pek çok memuriyet ve müesseseler lüzumsuz görülür.





















t

3 Ağustos 2013 Cumartesi

HIRİSTİYANLIKTAKİ İBADET VE AYİNLER NELERDİR ?

1- Günlük İbadetler : Önceleri yedi vakitte yapılırken, sonraları sabah ve akşam olmak üzere ikiye inmiştir. Papaz nezaretinde yapılan bu ibadetlerin saatleri şartlara göre ayarlanır. Bu ibadet Kutsal kitaptan parçalar okumaktan, ilahiler söylemekten ibarettir.
2- Haftalık İbadet : Pazar günleri sabah ve akşam olmak üzere yapılan bu ibadetler, Hıristiyanlar için büyük önem taşır. Hz.İsa'nın diriliş günü pazardır. ekmek-şarap ayinine katılmaksa Hz. İsa'nın manevi vücuduna iştirak etmektir.
3- Yıllık ibadetler : Yıllık ibadetlerden bir kaçını şöyle sıralayabiliriz.
NOEL : Hz. İsa'nın doğumunun anısına yapılan bir bayramdır. 4. yüzyılda kutlanmaya başlanmıştır. Batıda 25 Aralık, Doğu ve Ermeni Kilisesince 6 Ocak'ta kutlanır. Aslında doğum yılı ve günü kesin olarak bilinmeyen Hz. İsa'nın doğum günü olarak, İran güneş tanrısının doğum günü kabul edilmiş, ilk Noel 336 Roma'da kutlanmıştır.
EPİFANİ BAYRAMI : Noelin devamı olarak kutlanan bir bayramdır. Doğuda ve Batıda 6 Ocak'ta kutlanır. Hz. İsa'nın doğumu, sünneti, vaftizi ve Tanrılığı anısına yapılır.
PASKALYA : Hıristiyanların en büyük bayramlarından birisi ise Paskalyadır. İnsanı ebedi ölümden kurtaracağına inanılan Hz. İsa'nın yeniden dirilişi mukaddse sayılmış, ilk hıristiyanlar tarafından her pazar günü kutlanmıştır. Ortodokslar paskalyayı, Katoliklerden farklı tarihte kutlarlar.
HAÇ YORTUSU : Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonra haç Hıristiyanların sembolü olmuştur. Hıristiyanlar haç çıkartmakla hem Hz. İsa'nın çektiği acıları ve ölümünü hatırlarlar hem bu işaretin kendilerine yardımcı olduğuna, kötülüklerden koruyacağına inanırlar.
MERYEM ANA GÜNÜ : 1477 Roma'da başlatılan bu anma günü Hz. Meryem'in anısına yapılır.
1- VAFTİZ : Dine girmek için şarttır. Vaftiz yaşı kiliselere göre değişir. Vaftizsiz ölenin cehenneme gideceğine inanılır.
2- EKMEK-ŞARAP AYİNİ (EVHARİSTİYA): Hz. İsa'nın havarileriyle yediği son yemeğin anısına yapılır. Hıristiyanlarca bir çeşit kurban olarak kabul edilen bu ayin, önceleri senede bir yapılırken günümüzde her hafta yapılmaktadır.
3- YAĞLANMA (KONFİRMASYON) AYİNİ : Vaftizden sonra yapılan vücudun belirli yerlerini yağlama ayinidir.
4- GÜNAH ÇIKARMA : Hıristiyanlıkta papazlar Kilise adına günahları bağışlama yetkisini kullanabilirler. Birey ne kadar günahkar olursa olsun papazın takdir ettiği keffareti yerine getirmekle bu günahlarından kurtulur.
5- SON YAĞLAMA : Hasta ve ölmek üzere olanlara, sağlıklarına kavuşmaları, rahat ölmeleri, günahlardan kurtulmaları için takdis edilen yağla yağlama ayinidir.
6- RAHİP TAKDİSİ : Piskopos, papaz, Diyakosların tayini sırasında yapılan ayindir. Bu takdis ayini piskoposlar tarafından yapılır.
7- NİKAH AYİNİ : Nikah ayini evlenen çiftin mukaddes bir bağla kilise tarafından birbirlerine bağlanması, yapılan nikah aktinin Kilise tarafından takdis edilmesidir.

1 Ağustos 2013 Perşembe

BÜYÜK PETRO KİMDİR VE HAYATI

Ruslar, bugüne kadar, Büyük Petro'nun hükümdarlığı dönemini, ülke tarihi içinde devrimci bir çağ olarak kabul etmiştir. Otuz yıl boyunca Rusya, birçokları için Petro'nun olağanüstü dinamizmine borçlu oldukları yeni bir görünüm kazanmıştır. Genç hükümdar, çağdaşları tarafından, sarsılmaz bir irade, doymaz bir merak ve çok büyük bir enerji adamı olarak tanımlanmıştır. Canlı ve hızlı bir düşünce biçimine sahip olan Petro ülkesini , Avrupa'nın en büyük güçleri ile rekabete girecek modern bir devlet haline getirmiştir.  Petro, tahta çıkar çıkmaz, Türkler'e karşı savaş açmıştır. Azak Kalesi'ni ele geçirmiş ama 1711'de Prut Nehri üzerinde Osmanlılar karşısında güç duruma düşmüş ve Azak'ı geri vermek zorunda kalmıştır. Ama Petro'nun hükümdarlığında, bu saldırılara, özellikle de XII. Karl'ın İsveç'ine karşı yöneltilen büyük Kuzey Savaşı eklenmiştir. 1709 yılında Poltava Zaferi'ni getiren Petro, kısa bir süre sonra, Baltık ve Finlandiya kıyılarının büyük bir bölümünün yöneticisi olmuştur. Bundan böyle Rusya, "Avrupa'ya açılan bir pencere" ye sahiptir ve kıtanın kuzeyindeki güçlü devlet olarak İsveç'in yerini aldı. Rusya'nın ani gelişimi, Batı devletlerinde endişe uyandırmış, ama Rusya'yı da büyük güç konumuna yükseltmiştir. Petro bu durumu, kendisini imparator ilan ederek somutlaştırmıştır. Reform programını uygulamaya koyduğunda, hükümdar çevresinde fazla destek bulamamıştır. Böylece, saray dışından çalışma arkadaşları aramıştır. İsviçreli François Lefort veya soylu olmayan Aleksandr Menşikov gibi, imparatorun en önemli danışmanlarından biri haline gelen yeni insanlar ortaya çıkmıştır. Modern Rus ordusunun ve donanmasının kurucusu olan Petro, aynı zamanda senato ve çalışanları, ya da devletin değişik bölümlerinin yönetilmesi için bakanlıklar düzenledi. Kırsal kesimin, köylülerin ve şehirlerin örgütlenmesindeki refpprmlar, Moskova'nın ülke toprakları üzerinde kontrolünü güçlendirdi. Petro'nun asıl övüncü, hükümdarlıktan bağımsız olarak, imparatorluk işlerinin başarı
ile yönetilmesine ilişkin tanımlanmış işlevlere sahip gerçek bir devlet örgütü kurmaktı. Batı uygarlığının büyük bir hayranı olan hükümdar, yeni okulların kurulmasını, sanatların ve kültürün gelişmesini teşvik etti. Ondan sonra gelenler, bütün bir asır boyunca, onun eserinin peşinden gidecekti.

HİNT- TÜRK İMPARATORLUGU TARİHİ

 Hindistan'daki Müslüman krallıklar örneğin; Delhi Sultanlığı- Hint-Türk İmparatorluğu kadar geniş topraklara yayılamamışlar, onun gibi bir politik güce sahip olamamışlardı. Babür'ün Panipat'ta 1526'da Delhi Sultanı İbrahim Lodi karşısında elde ettiği zafer ona Kuzey Hindistan'ın kapılarını açmıştı. Ama oğlu Hümayun (1530-1556) askeri başarısızlıklara, yenilgilere uğradı. Hatta, 1544 yılında kaçıp İran'a, şah'ın sarayına sığınmak, krallığını tekrar fethedip ele geçirebilmek için en elverişli zamanı, orada beklemek zorunda kaldı. Oğlu Ekber (1556-1605)  on üç yaşında tahta çıktı ve Hindistan'ın en büyük hükümdarlarından biri oldu.  İmparatorluğun sınırlarını genişletti, 1568-1592 yılları arasında hüküm sürdü, Malva'nın başkenti Çittor'u (bugünkü Racastan), Gucerat'ı, Bengal'i, Keşmir'i, Sind'i, Orissa'yı fethetti. Aydın ılımlı bir hükümdardı, yönetimde reformlar yaptı, Babürlü Hindistan'ın iyi ve güzelin benimsendiği, değişik dinlerin güzel bir uyum içinde bir arada yaşayabildiği parlak bir uygarlığa kavuşmasını sağladı. Hindular ile Müslümanların birbirlerine karşı anlayışlı olmalarını istediği için Brahma Hindistanı'nın büyük klasik eserlerini Farsçaya çevirtti.("Mahabharata" ve "Ramayana") İmparatorluğunda Müslüman olmayanlardan alınan ve halkın tepkisini çeken "Cizye" vergisini yürürlükten kaldırdı. İmparatorluğun resmi ve yönetim dili Farsçaydı, oysa Babürlüler Sünni Müslümanlardı. İran'da hüküm süren komşuları Safeviler gibi Şii değillerdi.Babürlüler Hindistan'ın kuzeyinde ılımlı bir İslam 'ın izlerini bıraktılar.

KORKUNÇ İVAN KİMDİR ? HAYATI

Иван IV Васильевич.jpg Çocukken babasını yitirdiğinde 3 yaşına gelmemişti; ona hükümdarlık sağlayan annesi üç yıl sonra öldü. Babasının güçlerini kısıtladığı Boyarlar öç aldılar, ona hiç saygıları yoktu. Rusyayı asıl yöneten onlardı. İvan, 16 yaşında gücünü göstermeye başladı: Kendini çar atadı, Hükümdarlığının ilk zamanlarında mutluydu. Anastassia Romanovna ile evlendi. Ama onun ölümünden sonra (1560), karakteri hırçınlaştı, herkesten ve özellikle de onun yok ettiği geleneksel imtiyazlarına yeniden kavuşmanın yollarını arayan soylulardan kuşkulanıyordu. Bu uyuşmazlıkta kazanmak için, çevresini, her şeyi ona borçlu olan ve ona körlemesine itaat eden hizmetçilerle kuşattı. Çar onlara, yürürlükteki yasaları "optichinina" hiçe sayarak topraklar dağıtıyordu ve idamların sayısı da git gide artıyordu. Bir öfke anında, büyük oğlunun ölümcül bir yara almasına neden oldu (1581) Çevresinde yarattığı teröre rağmen, Saint Basile-le-Fol
gibi bazı kişiler de, Korkunç İvan'ın tiranlığına karşı ayaklandı. Kazan'ın alınması sırasında her an yanında olan Kourbsky, Litvanyaya kaçmak zorunda kaldı ve burada öldü. Çarın zulümlerine kızan Moskova Metropoliti Saint Philippe bir gün onu kutsamayı reddetti: Bir manastıra sürüldü ve hücresinde boğularak öldürüldü. Zaferlerinin anısına, ondan sonrakiler onu Tehditkar İvan veya Korkunç İvan adıyla anılacaktı..
IV. İvan'ın hükümdarlığı, Moskov mutlakiyetçiliğine bağlanır: Ondan önceki hükümdarlar tarafından taşınan hükümdarlık unvanını (qusoudar) bırakan İvan, 1547 yılında çar adını almış ve böylece, Rusyanın baş otokratı
olmuştur. Genç çar, adalet tutkunudur. Seçilmiş bir grup danışmanla hüküm sürmüş, yöresel yöntemlerin yeniden düzenlenmesi ve yeni kanunlar yapılması için cesaret vermiştir. Soylulara da askeri hizmet zorunluluğunu getirerek ve silahşörler den oluşan alaylar yaratarak, orduda reform yapmıştır. Bu karar rastlantısal değildir. 1550'den itibaren, IV. İvan ülkeyi bir dizi savaşa sürükledi. 17. yüzyıldan beri bağımsız prenslikler veya hanlıklar halinde Volga üzerine yerleşmiş olan Tatarlara  saldırdı. Altı yıl içinde, Rusya, Volga'nın yöneticisi oldu. 1558 yılından itibaren, IV. İvan, güçlerini, denizde ve böylece de İskandinavya Avrupası'na girecek şekilde, Baltık topraklarının kuzeyinde, Litvanya şövalyelerinin düzenine karşı yoğunlaştırdı. Önceleri parlak olan saldırıları önemli yenilgiler izledi. Bu başarısızlıklar, Korkunç İvan'ın tiranlığını vurguladı. Boyarlar'ın, bütünsel hakimiyeti için sınır oluşturan imtiyazlı eski prens ailelerinin varlığını kaldıramıyordu. Onlara karşı gerçek katliamlarla sonuçlanan bir mücadele başlattı. Korkunç İvan 'ın hükümdarlığının sonu terörle belirlendi ve çar, 1584 yılında, muhtemelen zehirlenerek öldü.

ATATÜRK VE KURTULUŞ SAVAŞI

Türk Kurtuluş Savaşı
Milli Mücadele diye de anılan İstiklâl Harbi, Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı 30 Ekim 1918 'den Türkiye Cumhuriyeti'nin ilan edildiği 29 Ekim 1923'e kadar olan dönemi kapsar. Son derece yoğun askeri ve siyasi olaylara sahne olan bu dönem sonunda ülke emperyalist güçlerin ve onların uzantısı Yunanlıların işgalinden kurtarıldığı gibi Osmanlı Devleti de yerini Türkiye Cumhuriyetine bırakmıştır.
Türk silahlı direnişi, Yunanlıların 15 Mayıs 1919'da İzmir'e asker çıkarmaları ve Batı Anadolu'nun işgaline girişmeleriyle başlamıştır. Türk Kurtuluş Savaşı, aynı ay içinde Anadolu'ya geçen  Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında güçlü bir önder bulmuştur. Mustafa Kemal, dağınık olan direniş örgütlerini birleştirmiş, ulusun bütün gücünü harekete geçirerek umutsuz gibi görünen ulusal kurtuluş mücadelesini zafere ulaştırmıştır. Türk Kurtuluş savaşı başlıca üç cephede yürütülmüştür. Doğu cephesinde ordu birliklerinin Eylül-Ekim 1920'de giriştikleri başarılı bir harekat sonunda Ermeniler'in elinde bulunan Sarıkamış ve Kars geri alınmıştır. Bu cephede çatışmalar 3 Aralık 1920'de imzalanan Gümrü Antlaşmasıyla sona ermiştir. Güney Cephesinde Gaziantep, Şanlıurfa, Kahramanmaraş vb. şehirleri işgal altında tutan Fransızlar'a karşı mücadele daha çok Kuvayı Milliye birlikleri tarafından yürütülmüştür. Kuvayı Milliye birliklerinin sürekli taciz ettiği Fransız'lar, Sakarya Savaşıdan sonra 20 Ekim 1921'de imzaladıkları Ankara İtilafnamesi ile cepheyi boşaltmışlardır. Batı cephesindeki Yunanlılara karşı savaş ise bir dizi askeri harekâtla, Yunanlıların kesin yenilgiye uğratıldığı 1922 Ağustos-Eylül'üne kadar sürmüştür.